“Oyuncaksız kreş” projesi!

imageÇocukluğumu hatırladığımda aklıma oyuncaklarımla ilgili birçok anı geliyor. O dönemin çocuklarına göre biraz şanslıydım sanırım. Mobilyalı bir bebek evim,bambudan bebek pusetim,evcilik eşyalarım ve bebeklerim vardı. Ama her bir oyuncağın ne zaman ve nasıl alındığını aşağı yukarı hatırlıyorum. Çünkü şimdiki çocuklara alındığı gibi her gün oyuncak alınmazdı. Özel günlerde,bir okul başarısında ya da çok uzun bekleyişlerin ardından (yurtdışından teyzeye halaya sipariş edilmişse) o günlerce rüyalarına giren oyuncağa kavuşulurdu. Kavuşamadığım zamanlar da olurdu. Babam kendi imkanlarıyla el emeği birşeyler yaptığında o oyuncağı da elimizden uzun süre bırakmazdık. Hiç unutmam,bükülebilir kalın televizyon kablolarından kardeşimle bana 2 tekerlek ve 1 direksiyondan oluşan kablo araba yapmıştı. Başımıza bir de huni geçirsek bu kablo arabayı sürerken tam mahalle delilerine benziyorduk ama o oyuncakla hayali arabacılık oynamanın zevki başkaydı. Annem sürekli kaybolan tencere tavalarını bizim odamızda bulurdu. Gerçek mutfak eşyalarıyla oynamak gibisi var mıydı!

Oyuncak sanayi de o zamanlar bu kadar gelişmiş ve yaygın değildi. Oyuncaklar çoğunlukla ithal edildiği için pahalıydı. Şimdilerde ise her fiyattan yerli yabancı oyuncak markalarını ve çeşitlerini takip etmek neredeyse imkansız. Oyuncak çim biçme makinasından çamaşır asma standına kadar günlük hayata dair ne varsa neredeyse herşeyin oyuncağı var. Ve çoğu evde çocukların odaları oyuncaklarla dolup taşıyor. Defnenin odası İkea’nın hayat kurtarıcı raf sistemlerine rağmen ufak çapta bir oyuncak mağazasını aratmıyor. Oyun oynamayı gerçekten çok sevdiği için dönem dönem bazı oyuncakları ortadan kaldırıp yeni oyuncak arayışına girdiğinde sanki yeniymiş gibi o oyuncakları tekrar ortaya çıkarmak gibi bir sistemim var. Yılda bir kaç kez de artık oynamadığını farkettiğim oyuncakları tamamen ortadan kaldırma sistemim. Ama ne yaparsam yapayım yine etraf oyuncaktan geçilmiyor. Hele ki tatil günleri!

 

imageLegolar her ne kadar yaparken keyifli olsa da toplarken en nefret ettiğim parçalar. Kızım arabaları da sevdiği için ev erkek çocuğunun ki kadar araba da dolu.Etrafımda çocuklu hangi aileye gitsem aynı sorunu onlarda da görüyorum. Tek çocuk ama 10 çocuğa yetecek kadar oyuncağı var. İşte tam ben bunları aklımdan geçirirken geçenlerde The Independent gazetesinde çıkan bir haber gözüme takıldı. Almanya’da yapılan “oyuncaksız kreş” projesinden bahsediliyor. Bir kreş düşünün ki içinde hiç oyuncak olmasın?! Nasıl yani dediğinizi biliyorum ve o yüzden çevirisini yapmak istedim. Yazıyı sonuna kadar okursanız yılın küçük bir dönemi uygulanabilecek bu sistemin çocukların gelişimine ne kadar katkıda bulunabileceğini göreceksiniz. Benim aklıma yattı ve uygun bir zamanda 3 ay kadar olmasa da bir hafta oyuncaksız,kalemsiz,bloksuz,kağıtsız bir süreci evde uygulamaya karar verdim. Sonuçta başıma bir huni de takılabilir ama olsun.

Çocukların oyuncaklarını ortadan kaldıran kreşin hikayesi

Oyuncaklar söz konusu olduğunda çocuklar tam bir açgözlüdür. Dolapları oyuncaklarla dolup taşsa da yeni bir Action Man ya da Barbie bebek aldırmak için can atalar. Çocukları oyuncaklarından mahrum bırakmak bir ceza imagegibi görülse de Almanya’da sayıları giderek artan anaokulları bu zorlu işi deniyorlar.

Yılın 3 ayı oyuncakları,kalemleri,kağıtları,boyaları,kitapları ve oyun bloklarını ortadan kaldırıyorlar. Ortada oynayacak sadece sandalye,masa,birkaç battaniye bırakılıyor. Çocukların kendi oyunlarını yaratmaları ve ne yapacaklarına karar vermeleri için ellerinde sadece bu eşyalar kalıyor.

Projenin adı “Der Spiegelzeugfreie Kindergarten” yani oyuncaksız kreş. Projenin kurucuları halk sağlığı bölümünde yetişkinler üzerindeki çeşitli bağımlılık formları üzerinde çalışan iki memur Rainer Atrick ve Elke Schubert. Onları bu projeye iten şey erken çocukluk çağlarında ortaya çıkabilecek bağımlılık yaratan alışkanlıklardan duydukları endişe ve çocukların oyuncaksız da mutlu ve yaratıcı bir şekilde oyun oynayabileceklerini göstermek.Bu projenin takipçilerinden birisi de Münih’teki Friedrich-Engels-Bogen kreşi. Orada çalışan öğretmenlerden Gisela Marti şöyle diyor: “Bu 3 ay içinde çocuklara kendilerini tanımaları için mekan ve zaman verdik. Öğretmenleri ya da oyuncaklar tarafından yönlendirilmedikleri için çocuklar kendi bireysellikleri içinde günlerini geçirebilecekleri yeni yollar bulmaya başladılar.”

Amaç çocukların “kendine güvenen,karışık durumlara ve hayal kırıklıklarına göğüs gerebilecek, “evet” kadar “hayır” diyebilecek, zayıflıklarından ve becerilerinden haberdar olmalarını sağlayabilmek.

Gisela Marti’ye göre projenin çıkış noktalarından birisi de günün çoğu zamanında bir aktiviteden diğerine sürüklenen çocukların sonuçta yaşamsal zamanlarının azaltıldığına inanması. Çocuklar kendi istedikleri şekilde ne yapmak istiyorlarsa ona göre cesaretlendirilmelidir. Bu süreçte hem yetişkinlerin hem de çocukların özgüvenlerinin gelişmesine destek olan “cesaret ve hayal gücü” teşvik ediliyor.

Kreşin büyük ve boş sınıfında oyuncaksız 3 aylık dönemin çekilen ilk günki videosunda çocuklar birbirine duraksayarak ve endişeli bir şekilde bakarken görüntüleniyor. Kreş öğretmenlerinden Gudrun Huber şöyle açıklıyor:”Çocuklar canları sıkılırken bile onları yanlız bıraktığımızda ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Hayatta da bazen işler canınızı sıkılabilir ve nasıl başa çıkacağınızı bilmeniz gerekir.”

İkinci gün çekilen kayıtlarda çocuklar sandalye ve battaniyelerle oynarken görüntüleniyorlar. Battaniyeleri imagemasaların üzerine yerleştirip ayakkabılarıyla aşağı sarkıtarak bir oyun alanı yarattıktan sonra odanın çevresinde koşmaya sohbet etmeye ve heyecanla gülmeye başlıyorlar. Gudrun Huber ruh hallerinin nasıl değiştiğini anlatıyor:”ilk önceleri kontrol altında ne yapmak isterlerse onu yapabileceklerini anlayan çocuklar biraz kızdılar-eşyaların üzerine tırmanarak gürültü yapmaya başladılar. İlk başta ekip için de zor oldu. Sadece “çok gürültülü” olmasından dolayı değil ayrıca çocukların istediklerini olabilmeleri için “müdahale etmemek” de gerekiyordu.”

Gisela Marti’ye göre “oyuncaksız zaman”da en dikkat çeken şey gürültüydü. “İlk iki hafta hiç de kolay değildi-çocuklar sandalye ve masaları oradan oraya çektiler,koşuşturdular ve bağırdılar. Eve her gün başağrısıyla gidiyordum.”

Gudrun Huber ise kuralları yeniden değerlendirmekte zorlandığını söylüyor. “Tehlikeli hiçbir şey yapmalarına izin verilmiyordu,sandalye ve masaların üzerinde zıplayabilirlerdi ki bu her zaman yapmalarına izin verilen birşey değildi. Bir öğretmen olarak çocuklara karşı güveniniz olmalı ve ne isterlerse yapmalarına izin vermelisiniz,” derken şunu da ekliyor: “Herkes kendi sınırları dahilinde çalışmalı ve bazı öğretmenler diğerlerine kıyasla daha tehlikeli ve aktif oyunlar oynanmasına izin verebilir.”

Gisela Marti ‘ye göre çocuklar yeni düzeni bir kez anladıkları zaman oyunlar üretmeye başladılar:”Rol yapmayı ve bunu gösteri şeklinde sergilemeyi,bir sirkte ya da trendeymiş gibi olduklarını oyuna dökmekten hoşlandılar. Ama bunlardan en önemlisi oyun oynarlarken sosyalleşmeyi öğreniyorlardı.

Projenin bitmesine 2 hafta kala öğretmenler ve çocuklar arasında hangi oyuncakların geri gelmesini isteyeceklerine dair bir grup toplantısı yapıldı.

Çocuklar oyuncakların geri gelmesinden memnundu ama onlarsız da keyifli zaman geçirdiklerinin farkındaydılar. Öğrencilerden biri bunu şöyle dile getiriyor:”Oyuncak olmamasını seviyorum çünkü onun yerine hayal gücünü kullanabiliyorsun.

Projenin bitiminde Elke Schubert bu sürecin yararlarının olduğunu düşündü. “Projeye katılan çocukların çalışırken daha iyi konsantre olduklarını,gruplara daha iyi entegre olabildiklerini ve projeye katılmayan çocuklara göre daha iyi iletişim kurabildiklerini gördük.

Gisela Marti çocukların konsantrasyon becerilerinin özellikle çizim ve resim yaparken büyük ölçüde geliştiğini söylüyor. “Kalemler ve kağıtlar ellerinden alınmadan önce çocuklar bir parça kağıda ufak birşeyler çizip sonra bir kenara fırlatırlardı. Ama kağıt onlara geri verildikten sonra sayfada beyaz boşluk kalmayana kadar resim çizmeye ya da boyamaya devam ettiler.”

Çocukların ebeveynleri de “oyuncaksız zaman” projesinin çocuklarını olumlu etkilediğini düşünüyorlardı.Hatta bazı ebeveynler kreşin bu projesini evde de uyguladılar. Bir baba şöyle ekliyor:”Klaus tüm oyuncaklarını çıkarıp etrafa yaymaya alışıktı ve oda öylesine karışırdı ki hiçbiriyle düzgün oynayamazdı. Biz de bütün oyuncaklarını kilere kaldırdık ve şimdi neyle oynamak istiyorsa onu çıkarıyoruz ve daha az engellenmiş hissediyor.

Almanya’daki National Playing Fields Association’ın direktörü Elsa Davies oyun oynarken öğrenmenin önemine dikkati çekiyor. “En doğal ve uzun ömürlü öğrenme süreci oyun oynarken ve genellikle de çocuğun özgür iradesiyle seçtiği oyun oynanırken yaşanır. Öğretmenler genellikle bu tip öğrenmenin gücünü pek önemsemezler.

Londra’daki bir kreşte 3 yıl çalışan Gisela Marti İngiliz kreş sisteminin Alman sisteminden farklı olması nedeniyle oyuncaksız dönemin İngiltere için pek uygun olmadığını söylüyor. “Almanya’daki kreşlerde çocukların sosyal becerileri ve grup içinde nasıl davranılması gerektiğini öğrenmelerini isteriz. Onlara harfleri ya da matematiği öğretmeyiz. Bu daha sonra gerçekleşir. Önce onlara mutlu,güvende ve özgüvenli olmalarında yardımcı olmak isteriz.”

Projeye ait Regula Eissing tarafından yazılmış bir de kitap bulunuyor.

Kaynak: The Independent

Çeviri

Mammaturca

 

(Visited 509 times, 1 visits today)
0

“Oyuncaksız kreş” projesi!” üzerine 2 düşünce

  1. leyla

    merhaba site çok güzel, oyuncak konusunda demek istediğim şeyse çok oyuncağın iyi olmadığı. hem çocuk hem anne baba için zor oluyor, oyuncaksız kreşte eminim çok daha yaratıcı çocuklar var. asıl önemli olan da bu. onları boğmamalıyız oyuncakla bilakis.

    Yanıtla
    1. Mammaturca Yazar

      Haklısınız Leyla Hn…bu bir deney olarak uygulanmış ve çocukların hayal güçlerinin oyuncaksız kalarak ne kadar arttığı gözlemlenmiş. arada evde de uygulanabilir bir sistem olduğu için bu projeyi sevdim.Ama Türkiye’de bir çok anaokulunun bu tip bir projeye sıcak bakmayacağını tahmin ediyorum.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir