Metrobüs Günlükleri (2. bölüm)

Metrobüs Günlükleri’nin önceki bölümünde anne kişisi çocuğuyla ilk ayrı kaldıkları geceden bahsederken kızının Bodrum’da onsuz ilk gecesinin nasıl geçtiğini merak ediyordu.

WorkingMom1

26 Kasım Perşembe

Defne akşam yemeğini sorunsuz yemiş. Babayla oyun oynamışlar. Özetle bensiz ilk gecesi normal geçmiş. Beni aramamış (iç ses: beni niye aramamış ki,anayım ben ana,çocuk dediğin annesi uzakta diye azcık atar yapmaz mı?!). Sadece biraz geç saatte yatmış. Oysa ben ne senaryolar yazmıştım uçakta giderken; gecenin bir körü uyanacak “Anne, anneeee, annem nerdeeee?? O anne buraya gelecek!” diye gece terörü yaşatacaktı babaya. Neyse demek ki çocuğumla dengeli bir bağ oluşmuş aramızda bu dört senelik süreçte, benim onu bırakıp gitmediğimi hissediyor, buna da şükür diyelim. Varsın geç yatsın birkaç gün. Ben eve dönünce fabrika ayarlarına da döneriz yeniden.

Sabah ki telefon sohbetimizde bugün ne yapacağımı sordu. Oyuncağıma da bakmayı unutma diye dip not düştü. İstanbul’a giderken onun tarafından bana verilen çok önemli (!) bir misyon vardı. Ponygillerden Prenses Candance’ ı bulup getirecektim. Çünkü evde hiç Pony yoktu zaten, diğer 38 adet Pony’i saymazsak! İstanbul’daki işlerden fırsat bulamam ve oyuncakçıya gitmeye vakit olmaz diye ben yolculuktan önce Pony operasyonunu halletmiş paketi de evde abuk bir yere saklamıştım bulamasın diye.

toomuchBenim onsuz ilk gecem ise uykusuz geçti. O son kahveyi içmeyecektim! Kolay uykuya dalabilen bir insan evladı olarak ondan ayrı ilk gecemde bildiğin baykuş misali oturdum. Çocuksuz seyahatin mokunu çıkarıp kahve üstüne kahve içmemden midir, yoksa iki yıldır ilk kez Defnesiz uyumanın verdiği tuhaf histen midir bilemedim. Sanki oyuncak bebeği olmadan uyuyamayan çocuklar gibi uyuyamadım bir türlü.

 

 

İstanbul bugün yorgun üzgün ve yaşlanmış
Biraz kilo almış ağlamış yine 
Rimelleri akıyor

Ben artık iyice Bodrumlu olmuşum. Uçakta Bodrum’da yaşayan 3 farklı arkadaşımla karşılaşınca onu fark ettim. Bin bakalım İstanbul’da uçağa kaç tanıdık çıkacak karşına! Tanıdık çıksa bile tanımamazlıktan gelir seni, kalırsın öyle 🙂 Anlaşılan küçük yerde yaşamaya iyice alışmışım. Şu an 30 yılımı IMG_2082geçirdiğim çocukluğumun, gençliğimin kenti İstanbul’da kendimi bir yabancı hissediyorum. Benim çocukluğumu bilen apartman sakinleri bile zoraki selam veriyor gibi geldi. Geçen 10 yıl boyunca iyice turist kalmışım memleketime. Bodrum’da yaşamak insanı güvende hissettiriyormuş da haberim yokmuş. Bodrum’dayken bunu çok iyi hissetmiyoruz ama dışına çıkınca farkına varıyoruz. İstanbul’da sanki her an bir yerden başıma bir iş açılacakmış gibi hissediyorum. (Ben Bodrum’a döndükten sonra eve dönmek için kullandığım metrobüs hattında bomba patladı, demek ki hislerimde yanılmıyormuşum.) İstanbulla ilgili güzel anılarımdan geriye kalan tek şey martılar ve Bodrum’da pek duyamadığımız sesleri. İstanbul ölmüş artık ağlayanı yok:( Aynı Teoman’ın şarkısında dediği gibi “İstanbul bugün yorgun, üzgün ve yaşlanmış biraz kilo almış, ağlamış yine,rimelleri akıyor..

Akşam Bodrum’la konuşmamız saat 20:00’ ye denk geldi. Defne tam o vakit yatakta uyumaya hazırlanıyormuş o yüzden fazla konuşamadık. Ben evdeyken bu kadar erken saatte uyumak istemeyen cücenin erkenden uykusu gelmiş. Haset ettim mi?! Haaaayır,neden edeyim ki?!Muhtemelen ben ortada yokken canı sıkılmıştır ondan uyku basmıştır. (iç ses: Bir “Anne özledim seni.” diyeydi iyiydi.)

 

27 Kasım Cuma

Duraklar arası bir varoluş savaşı: METROBÜS

 

IMG_9269

 

Dün gece rüyamda Defne’nin başrollerini oynadığı toplu film gösterimi vardı. Park ve bahçeler müdürü şeklinde o park senin bu park benim ana-kız dolaşıyorduk. Bunun sebebi sanırım İstanbul’ da evin hemen yakınındaki Özgürlük Parkı. Onunla her İstanbul ziyaretimizde sabah kahvaltı sonrası parka gitme ritüelimiz vardı. Şimdi yanımda olmayınca çocukcağız eksik kalmasın bari rüyada götüreyim dedi bilinçaltım sanırım. Sabah konuşmamız ise aynen şu repliklerden ibaretti:

Defne: Anne, nerdesin?

Mammaturca: Anneannenin evindeyim.

Defne: İstediğim Pony i buldun mu?

Mammaturca: Henüz bulamadım ama bugün yine bakıcam.

Defne: Uçak ne zaman kalkacak peki?

Mammaturca: Yılanın kutularını 4 gün daha boyaman gerekiyor. Son kutuyu boyağında ben yanına gelmiş olacağım. 

İlk ayrılışımız olduğu için Pony’i mi yoksa beni mi daha çok bekliyor anlamakta biraz zorlanıyorum şimdilik:)

Ocak ayındaki İstanbul ziyaretimizde Kadıköy iskelede ilk kez vapur gören masum köylü

Ocak ayındaki İstanbul ziyaretimizde Kadıköy iskelede ilk kez vapur gören masum köylü

Dün gece baba-kız oyun oynamışlar. Defne’nin yokluğum nedeniyle olası arıza verdiği bir durumda belki işe yarar diye bir kutu Lego alıp saklamıştım dolabına. Onu bulmuş hemen Cingöz. Onunla epey oyalanmışlar. Ama gece 2 gibi uyanıp beni aramış ve biraz ağlamış neyse ki baba hemen teskin etmiş kuzuyu. Daha önce düşündüğüm kötü senaryo bu gece gerçekleşmiş maalesef.

Bense bugün İstanbul’u hiç ama hiç özlemediğimi fark ettim. Dün işe giderken deniz otobüsü hava şartları nedeniyle çok fena salladı. Fuar merkezine vardığımda yüzüm oradaki bitkilerle aynı tonda yeşildi, içim dışıma çıktı. Ben de bugün bir çılgınlık yapıp işe metrobüsle gittim. Ve uzun zamandan beri unuttuğum kötü hatıralarım canlandı.

Survivor’ı niye taaa Dominik Adaları’nda çekip boşuna o kadar para harcıyor ki Acun? Koysun en güçlü adaylarını sabah saat 7-8 arası Söğütlüçeşme-Avcılar metrobüs hattına. O hattan sağ salim son durağa ulaşan galip çıksın. İkinci etabını da akşam 18:00-20:00 saatleri arasında aynı güzergahta yapabilir. İçerideki yolculuk şartları herhangi bir medeniyette bineceğiniz toplu taşıma aracındaki şartlardan çok farklı. Acıma duygusu yok orada, 15 yaşındaki çocuk başında öldüğünü görse 80 yaşındaki birine yerini vermez, veremez. Çünkü içerisi öyle kalabalık ki! Bazen sıkışıklıktan ayakların yerden kesilebiliyor. Ya da inmek istediğin durağı bazen kaçırıyorsun kalabalıktan çıkışa ulaşamadığın için. Metrobüsten inerken hayata yeniden katılabildiğin için şükür ediyorsun yaradana. Öyle bir varoluş savaşı yaşanıyor içeride duraklar arası. “Peki neden bindin metrobüse arkadaş?” dediğini duyabiliyorum. İstanbul’un trafik sorunu bunun en önemli sebebi. Öyle bir trafik ki bu! Akşam trafiğinde ailelerin dağıldı ya da ebevenlerin çocuklarının büyümelerini kaçırdıkları söylenir. Sabahları, trafiksiz bir günde 15 dakikada ulaşabileceğin bir yere ulaşabilmek için en az 2 saat önce yola çıkmazsan o günü yaşanmamış say! Okulların kapanıp yazlıkçıların Bodrum’a kavimler göçünü gerçekleştirdikleri zamanda burada neden oldukları trafik İstanbul’dakinin yanında hiç kalır. Bodrum’a yerleşmeden önce İstanbul’da çalıştığım son iş yerimde Avrupa yakasından Asya’ya bir keresinde 8 saatte ulaşabilmiştim. İşte bu yüzden her türlü zorlu hayat şartlarına rağmen evine 1 saatte ulaşmayı garantilediği için metrobüse katlanmayı göze alabiliyorsun. Metrobüste kulaklığımı takıp camdan etrafı seyrederken gördüklerim ise kör etmeye yeter. Yer gök BETON! Her İstanbul’a gelişimde daha fazla beton görüyorum. Ve beton her yeri kaplayarak peyzaj yapacak yeşil alan bırakmadığı için belediye otoyol kenarlarındaki bir gıdım yeşil alana çiçeklerden figürler ve resimler yapmış. Peyzajdan işkence yapılabildiğini hiç tahmin edemezdim. Ama yapılabiliyormuş meğer!  Hem de kilometrelerce süren bir peyzaj işkencesi! O kadar zevksiz ki. Aşağıda koyduğum fotoğraflarda en iyilerini seçtim. En iyisi Marmaray’ı kullanmak olmalı bu işkencelere maruz kalmamak için en azından deniz altından gidiyor.

Uzun aradan sonra iş hayatına dönüş ise kesinlikle çok iyi geldi. İlk başlarda biraz tutuk kaldım ama bir süre sonra toparladım. Epey zamandan beri çalışmamanın yan etkilerinden olsa gerek. Akşam iş çıkışı uzun süredir görüşmediğim İstanbul’daki kız arkadaşlarımla kızlar gecesi yaptık ve güzel bir yemek yedik. Sohbetin ana konusu tabii ki çocuklardı. İş güçten de konuşuldu ama o kadar değil. Aramızda bekar olan arkadaşlar da vardı. Henüz evlenmemiş ya da çocuksuz arkadaşlarınıza ne büyük bir eziyet bu çocuklu arkadaşlarının sürekli bebelerinden bahsetmesi farkında mısınız? Sevin onları; çocuksuz arkadaşlarınızla empati kurun. Ve onları biraz olsun anlayabilmek isterseniz bu yazıyı okuyabilirsiniz.

Cumartesi yani yarın fuarın ve Defne’yle ayrılığımızın 3. günü olacak. Hafta sonu sanırım benim yokluğum biraz ortalığı karıştırabilir diye düşündüm. Hem hasret hem de boşluktan doğabilecek bir arıza hali olabilir.

Arkası yarın kuşağımızda onu da 3. bölümde anlatayım 🙂

Mammaturca

(Visited 289 times, 1 visits today)
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir