Metrobüs Günlükleri (Final)

Fuar teyzelerinin istilası..

IMG_1075

28 Kasım Cumartesi

Sabah özlem dolu sorularla güne uyandım. Bensiz ilk tatil gününde kızımın uyanır uyanmaz aklına düşmüşüm. Ama tamamen duygusal sebeplerden değil! Siparişi olan Pony i ve uçağın ne zaman kalkacağını sordu. Telefonda bana yine daha önce söylediği gibi sesimin tuhaf geldiğini söyledi. Hasta falan da değildim oysa. Hastalanınca travestiden hallince bir tona kavuşur sesim. Öyle olsa çocuğa hasta sesim garip geldi derdim. Neden böyle diyor acaba diye düşünürken yolda kafamda şimşek çaktı, cevabını buldum! : Biz şimdiye kadar ana-kız hiç ayrı düşüp telefonda konuşmadık ki onunla. O yüzden telefondaki sesim çocuğa tuhaf geldi.

IMG_1586Bu arada gün içinde fuar merkezinde Defne’yle yaşıt her ne çocuk görsem gözlerim doldu ve sevmek sarılmak istedim. O kadar özlem dolmuşum ki neredeyse sevdiğim çocukları emziresim geldi 😛 Sanırım anne babaları aşırı ilgili olmamdan dolayı sapık falan olduğumu düşünmüştür ama gerçekten minik cadıyı çok çok özledim.

Cumartesi Bodrum’da hava yağmurlu olunca benim İstanbul’da olduğumu bilen Defne’nin arkadaşının annesi Arzu benimkileri eve davet etmiş. Babanın da gün içinde işleri olduğu için bu teklifi kabul etmiş ve Defne’yi Aslanlara bırakmış. Kankası Aslanla hem güzel yemek yemişler hem de iyi vakit geçirmişler. Arzu sağ olsun bana saat saat neler yaptıklarını watssapp’tan gönderince içim rahat bir şekilde o günü fuarda koşturarak geçirdim. Etrafınızda çocuğunuza sizin kadar iyi bakabileceğini bildiğiniz arkadaşlarınızın olduğunu bilmek paha biçilmez. Hatta bir ara fırsat bulup aradım ama Defne benimle kudurmaktan konuşmadı bile.

Çalıştığım fuar çiçek fuarı olduğu için hafta sonunu çiçek üreticilerinden çok teyzeler bastı. Sağdan soldan köşeden her yerden fışkıran tombik tombik teyzeler.

“Kızım bu ne fidesi?”

“Teyzecim o sardunya”

“Bu da begonya mı?”

“Evet”

“Alabilir miyiz?”

“Hayır teyzecim onlar firmanın örnekleri. Taa İtalya’dan geldi. Belki yarın son gün olduğu için verirler. Ama bugün veremiyoruz.”

Dedim ve gittiler demek isterdim. Ama piknik tüpü görünümlü teyzeleri gün boyunca kovalamaktan yorgun düştük. Gözümüzden bir şekilde kaçanlar ise getirilen numune fidelerin çoğunu bir şekilde çantalarına atıp götürmüştü. Tombik falan diyorum ama teyzelerin bu seriliği hakikaten akıllara zarar. Bu arada “fuar insanı” diye bir tür insan ırkının olduğunu fark ettim. Hadi, çiçek manyağı teyze kafasını anlayabiliyorum, ama bir insan eğer o sektörle uğraşmıyorsa neden 4 gün üst üste aynı fuarı ziyarete gelir ki? Böyle bir sürü amca dolanıyordu etrafta. 4 gün boyunca aynı standların arasında ellerinde klasör klasör firma kataloglarını zorlanarak taşırken standlardaki ikramları avuç avuç cebe atarak besleniyorlardı. Amacım kimseyi aşağılamak falan değil ama hallerinden çok da muhtaç insanlar olmadığı anlaşılıyordu. Sanırım emeklilik psikolojisinden boş vakitlerini değerlendirmeye çalışıyorlardı.

IMG_9158

Teyzelerin yağmalamasından önce çiçek fidesi dolu olan standımız:)

 

İstanbul’a gidince dolandırılmadan olmaz..

29 Kasım Pazar

Gece kesintisiz ve tek başına uyumak ne güzelmiş hatırladım. Ve 4 günde çabucak alıştım. Bodrum’a dönünce çok arayacağım bu hissiyatı. Hani böyle sabah çok erken aniden uyanıyorsun ve bakıyorsun ki gün ağarmış ama hala daha çok erken. Ortada çıt yok ve uyumaya devam ediyorsun. Nasıl bir güzel hismiş o yahu yıllar olmuş unutmuşum! Uyanınca sakin bir kahvaltı yanında sıcak çay. Hatta yanında gazete bile okuyabildiğim medeni insan zamanlarıma nostaljik bir yolculuk oldu bu. Anne evi nasıl güzel bir konfordur. Dünyanın en pahalı en lüks otelinde bile oranın keyfi ve huzurunu bulamazsın.

Sabah işe gitmeden önce Defne ile konuşmamızın ana konuları tabii ki Pony ve uçağın kalkış saatiydi. Artık onu daha fazla oyalamamak adına Pony’sini aldığımı ve bavuluma koyduğumu söyledim. Uçağın da yarın kalkacağını yani bir gece daha sabretmek gerektiği belirttim. Pony sini bulduğum için çok sevindi. Kahvaltımı ederken mutfakta salatalık görünce soyup içeri götüresim geldi bi an. Sanki o buradaymış gibi. Salatalığı çok sever kızım. Pofff çok özledim, öyle böyle değil.

İşe giderken ben yine Metrobüs tostu olmayı tercih ettim ama durağa ulaşınca yüzümde güller açtı. Hafta sonu olduğu için Metrobüs sanki bir İskandinav ülkesinde gidiyormuş gibi boş ve sakindi. İstanbul gibi büyük bir metropolde medeni bir şekilde yolculuk etmek neymiş onu hatırladım. Aslında metrobüs gerçekten büyük kolaylıkmış. Ama içinde tost olmadığın zaman.

Fuarda iş arkadaşımın Defne’yle aynı yaşlardaki kızı ziyarete geldi. Sanki Defne gelmiş kadar sevindim. Öptüm sanki benim kızmış gibi. Bugün akşam fuar bitiyor ama maalesef geceye uçak bileti bulamadığım için kızımla kavuşmamıza bir gün daha kaldı. Ha gayret. Aksam telefon konuşmamızda epey bir hasret yüklü diyalog geçti aramızda. Hava güzel olunca baba kız dışarıda dolaşmışlar. At binmeye gitmişler. Bütün gün iyi vakit geçirmiş neyse ki. İstanbul’da ise kış mevsimi geldi. Hava birden inanılmaz soğudu. Kar yağsa yeridir. Keşke ben dönmeden yağsa da azıcık kar görse şu garip Bodrumlu 🙂

Akşam eve döntaksierken ise bindiğim takside az kalsın dolandırılıyordum. Fuardan deniz otobüsünün oraya kadar taksi 30 TL tuttu. Adama cüzdanımdan çıkardığım 100 TL’ yi verdim. O sırada arkadan bir araba sıkıştırdı bizi. Adama “Hadi abi bekliyorlar.” Dedim arkama bakım. Döndüğümde bana karanlıkta 20 TL uzatti para üstü olarak ve almamı bekledi. Bu ne, ben sana 100 TL vermiştim, yanılmış olamam cüzdanda başka para yok dedim. “Yok yani başka para yok diye gösterdiydim diyerek ağzında bir şeyler geveledi ve “Şurada benzinci var orada bozduralım.” diyerek biraz ilerledi. Deniz otobüsünü kaçırmayayım diye koştursaydım o 20 TL’ yi alır taksiden alelacele inerdim. 50 TL’yi de adama hediye etmiş olurdum. İstanbul’da hayatta kalmak istiyorsan her an uyanık olacaksın,bunu Bodrum’da uzun zaman kalınca unutmuşum. Kimse senin uykusuz, çocuklu, yorgun ya da acelen olduğunla ilgilenmiyor.

 

 Köye dönüş..

30 Kasım Pazartesi

Bugün akşam Bodrum’a dönüyorum. Yaklaşık 4 yıldır ilk kez İstanbul’da tek başıma özgür
bir şekilde gezme şansım var. Evet, daha önceleri de kızı anneanneye bırakıp çıkıyordum ama hep uyku vaktine denk getirip bir kaç saatlik kaçamaklar yapıyordum. O kaçamak arasında da her an evden telefon gelecek ve eve çağıracaklar diye uzun zaman tasması çözülmemiş köpek gibi nereye saldıracağımı şaşırıyordum.  İşte bugün öyle değil. Uçak saati gelmeden istediğim gibi dolaşabilirim.

Sabah Defne’yle birbirimize sevgi dolu sözler ve öpücükler göndererek hasret yüklü bir telefon konuşması yaptık. Artık her ikimizin de özlemi tavan yapmış durumda.

Ayrı kaldığımız süreçte besin değeri yüksek pek düzgün bir şey yememiş maalesef. Eğer kahvaltısını bitirirse arıza durumunda muhtelif yerlere önceden sakladığım sürprizlerden birinin yerini açıklayabileceğimi söyledim kendisine. İşe yaramış. Kahvaltıyı tamamlayıp sürprizine kavuştu. Asıl büyük sürpriz olan istediği oyuncağı da İstanbul’da aramaya fırsat bulamam diye önceden alıp eve saklamıştım (iyi ki öyle yapmışım, istediği Pony baktığım hiçbir oyuncakçı da yoktu.)

Kadıköy yakasının biraz altını üstüne getirdikten sonra koştura koştura anne ayarlarıma geri döneceğim Bodrum’a gitmek üzere yola çıktım. Hava alanına giderken çocuklu hayata geçişten sonra yaptığım bu ilk çocuksuz seyahatin bana kattıklarını düşündüm:

  • Öncelikle Defne’nin bensiz, benim de onsuz bir süreliğine hayatımıza devam edebileceğimizi anladım. Bodrum’da çekirdek aile olarak yaşadığımız için (çocuğu anneanneye bırakayım biraz kafamı dinleyeyim, akşama babaanneye bırakalım eşimle dışarı çıkalım vs gibi lükslerimiz bulunmadı.) bu bize büyük bir ders oldu.
  • Uzun bir aradan sonra ilk kez çocuksuz seyahat edince eski özgür günlerime geri döndüm ve bu çok hoşuma gitti. Bir nevi kafamı resetledim diyebilirim. Gün içinde çocuk odaklı o kadar çok şey düşünüyoruz ki, kendimize çoğu zaman sıra gelmiyor. O nedenle bu ufak iş seyahati benim için bir nevi “uyanış” gibi oldu. Artık kendim için daha çok şey yapmaya karar verdim.
  • defne kaan 2Koca kişilerine ne kadar çok sorumluluk verirsen o kadarını almaya hazır olduklarını bir kez daha anlamış oldum.
  • 10 yıl önce İstanbul’daki bütün düzenimi bırakıp ayaklarımı sürüyerek geldiğim Bodrum’la aramızdaki bağın ne kadar fazla güçlendiğini bir kez daha fark ettim. 5-6 yıl öncesine kadar İstanbulla Bodrum’u kıyaslarken hep Bodrum’un negatif yönleriyle İstanbul’un güzel yönlerini kıyaslardım. Şimdi ise fark ettim ki dilimde hep İstanbul’un çirkinlikleri ve Bodrum’un güzellikleri söze geliyor. İstanbul benim çocukluğumda ve gençliğimdeki halleriyle kalsın hafızamda. Ve lütfen ama lütfen Bodrum İstanbul’a benzemesin! (ki bu betonlaşma ve artan göçle sonumuz oraya doğru gidiyor!)
  • Bu hayatta en ama en önemli şeyin ailenin yanı sıra hayatın her döneminde kurulan dostluklar olduğunu bir kez daha hissettim. İstanbul’da artık yaşamasam da benim orada olduğumu duyunca hemen organize olup sanki daha dün görüşmüşçesine gülüp dertleşebildiğim ya da ben evden uzaklaşınca “Sen merak etme,çocuğa göz kulak oluruz..” diyen arkadaşlar. İyi ki varlar. Hayatta daha büyük bir zenginlik olabilir mi?

Havaalanında sevgili uçak yaklaşık 1,5 saatlik rötar yapınca beni Bodrum havaalanında dört gözle bekleyen kuzum uykuya yenik düşmüş. Havaalanına vardığımızda arabada uyuyakalmıştı ama kapıyı açtığımda birden uyandı ve boynuma atladı ve tekrar kollarımda uykuya daldı. Sanırım hayatımda hiç kimseyi gördüğüme bu kadar çok sevinmemiştim.

İşte 5 günlük çocuksuz İstanbul maceram böyle noktalandı. Siz de arada çocuğu babaya bırakıp kendinize ufak kaçamaklar yaratın, bünyeye çok iyi geliyor, benden söylemesi 🙂

Mammaturca

 

 

(Visited 169 times, 1 visits today)
0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir