HIRSIZ VAAAAR

Diye can havliyle bağırır seyrettiğim filmlerdeki karakterler bazen.

Ama başa gelince hiç de öyle olmuyormuş. Yanında çocuğun olduğunda en azından.

Geçtiğimiz hafta bugün, kızımla akşam vakti eve dönerken keyfimiz gayet yerindeydi. Kapıya doğru yürürken günün analizini yapıp birbirimizle şakalaşıyorduk. Çantamdan anahtarı çıkarıp kilidi açmaya çalışıncaya kadar gülüşmelerimiz devam ediyordu. Ta ki ben kapının açılmadığını anlayana kadar. 

Kilidi açmama rağmen kapıyı açmaya yeltendiğimde açılmıyordu. Yahu bu kilide n’oldu deyip bir kaç deneme daha yaptıktan sonra anladım ki içeriden sabit anahtarıyla kilitlenmişti kapı. (Daha önce duyduğum vakalarda hırsızların vakit kazanmak için içeriden kapıyı kilitledikleri aklımda belirdi.) Kafamdan o an büyük neon puntolarla geçen “HIRSIZ!!!!!” kelimesi daha dilime varmadan kızım bir tuhaflık olduğunu anlayıp sorular sormaya başlayınca resmen bir başka ben oldum. Paniğimi ona yansıtmamak için bir anda Wonder Woman karakterine büründüm. Bir çocuğun yaşayacağı travma bir yetişkininkini düzeltmekten daha zor her durumda. 

Sizlere bu olayı önce yaşadığım şekilde, çocuklu versiyonunu anlatacağım. Daha sonra da o yanımda olmasaydı nasıl davranırdım, biraz ondan bahsedeceğim.

Anne olmak bir kadına gerçekten de 10 kaplan güç katıyormuş, bir kez daha anladım. 

Kızım “Anne, kapı mı bozuk, neyi bekliyoruz?” diye sorunca “Kapı sıkışmış kuzum, bahçe kapısına bir bakalım.” dedim. Dış kapıdan bahçeye yürüyene kadar karşılacağım manzara aşağı yukarı kafamda belirdiğinden (Kesin hırsız girdi, içeriden kapı neden kilitlensin ki?!) aradaki mesafeyi yürürken bir yandan olayı çaktırmamaya çalışıp bir yandan da kimi arayabilirim hemen diye düşündüm. Ve bir baktık ki salonun bahçe tarafındaki sürgülü kapısı ardına kadar açık. O an ben yutkunup dile getirmekten ne kadar kaçınsam da Defne “Anne, hırsız mı girdi evimize?” diye kısık sesle sordu. Olan biteni birlikte gördüğünüz 7 yaşındaki bir çocuktan gerçekleri daha ne kadar gizleyebilirsiniz ki?  Kafasını daha fazla karıştırmadan “Evet Defne cim, sanırım öyle, şimdi bu durumda neler yapabiliriz bir düşünelim.” dedim ama bir de içimde yaşanan korkuyu bana sorun. “Hemen bir telefon açalım.” diyerek en kısa zamanda bize ulaşabilecek kişi olduğunu tahmin ettiğim yöneticimizi aradım. Yönetici gelene kadar ben içeride ne olup bitti diye korkuyu bir kenara atıp içeri daldım. Defneyi bahçede o an gelen komşumuzla bıraktım. Komşuya sakin bir şekilde eve hırsız girdiğini ve Defne’nin yanında panik davranmamasını rica ettim, neyse ki kendisi yaşam koçu olduğu için  çocuğu travmatize etmemek adına fazla yönlendirmeme gerek kalmadı. Yönetici hemen geldi, polis çağırıldı. Yatak odası yerle bir olmuştu, banyoya da girilmiş dolaplara bakılmıştı. Polisin kontrol etmesinden sonra anladık ki evin 3 farklı noktasından girilmek istenmiş ve en sonunda bir yerden girmeyi başarmış. Belki de o yüzden yatak odası dışındaki odalara dokunmamış daha fazla zaman kaybetmesin diye. Ama girmek için epey bir uğraşmış. Önlemler vardı daha önceden güvenlik için aldığımız. O nedenle giriş için epey uğraşmış ama demek ki yeterli değilmiş. Siteniz full kameralı olsa bile bu onları durdurmak için yetmiyormuş, maskeyle giriyorlarmış. 

Epey bir zamanı dışarıda geçirdiğimizden ve Pazar günü site sakinlerinin çoğu dışarıda olduğundan ne vakit girdiğini bir türlü çözemedik. Çok şükür ki biz evdeyken olmadı. 

Polis gittikten sonra Defne yanımıza geldi. Komşular sağolsun bu süreçte destek oldular, Defneyle ilgilendiler. Polis tehlike arz etmediğini belirtince ne olursa olsun gece evde yatmaya karar verdik. Gidebileceğimiz bir çok yer vardı ama o gece başka bir yerde kalsaydık bu durum kafasında daha çok soru işareti yaratacaktı diye düşündük bu kararı almadan önce. Krizi fırsata çevirip salonda kamp yaptık yerlere yatakları atıp. Hırsızlardan bahsettik, kafamızda sanki küçükken bizim başımıza da gelmiş gibi komik hırsızlık hikayeleri uydurduk ve o uyudu. Ama biz uyumadık tabii ki.  

Ben size bir de bu durumun çocuksuz versiyonu benim için nasıl olurdu ondan bahsedeyim. Yani yanımızda çocuk olmasaydı. 

Daha önce hiç hırsızlıkla karşılaşmadım, öncelikle onu belirteyim. 

Anladığım andan itibaren asla eve girmezdim, en azından sabah oluncaya dek. Olayı normalleştirmek için o evde gece asla uyumazdım. Kimse bana bunu zorlayamazdı!. Hırsızlığın sizden alıp götürdüğü en önemli şey güven duygusuyla birlikte mahremiyetiniz. Ama yanımda kızım olunca bunların hepsi ikinci planda kaldı, birden panter Emel’e dönüşmüştüm. 

Ertesi gün hırsızla ilgili sorular sorunca yakalandığını ve güvende olduğunu söylediğimizden beri olayla ilgili soruları bitti. Arkadaşlarını görünce yaşadıklarını anlatıyor ve hırsızın sonunda yakaladığını söylüyor. Bu durumu sanırım onun için en az zararla atlattık. Kendi hislerimle hareket edip bu panik halleri Defne’ye yansıtsaydım şu an büyük ihtimalle nurtopu gibi bir travmamız vardı uzmanlarla çözüm aradığımız. 

Ama ya biz? Bizim travmalarımız?

Zamanla normal hayata döneceğiz. Önlemlerimizi arttırdık. Ama bir kere yaşayınca kafada hep soru işareti olarak kalacak uzun süre sanırım. 

“Kayıp var mı?” dediğinizi tahmin edebiliyorum. En önemli giden şey huzurun kendisi bir kere. Paha biçilemez bir duygu durumu. Maddi manevi değeri olan kayıplar da var. Hayatta olmayan yakınlarınızdan kalan eşyaların değeri neyle ölçülür ki? 

Alarm ve kamera firmalarından öğrendiğim bilgilere göre hırsızlık şu an epey yoğun yaşanıyor buralarda. Aman dikkat edin, evinizde değerli maddi manevi eşya bırakmayın. 

Ve kesinlikle bu tip durumlarda akla gelen ilk söz;  “Cana geleceğine mala gelsin.” 

(Visited 868 times, 1 visits today)
0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir