Kategori arşivi: İstanbul

BODRUM’DA YAZ OKULLARI 2017

Okulların yaz tatiline girmesine sayılı günler kala özellikle çalışan annelerin şu sıralar Bodrum’da “yaz okulu” arayışında olduklarını tahmin ediyorum. Bodrum eğitim konusunda henüz yeni yeni gelişen bir yer o nedenle yaz okulu konusunda çok fazla alternatif yok. Bu nedenle kulağıma gelen yaz okulu programlarıyla ilgili bu dosyayı hazırlamak annelere yardımcı olacaktır diye düşündüm. Okumaya devam et

Metrobüs Günlükleri (Final)

Fuar teyzelerinin istilası..

IMG_1075

28 Kasım Cumartesi

Sabah özlem dolu sorularla güne uyandım. Bensiz ilk tatil gününde kızımın uyanır uyanmaz aklına düşmüşüm. Ama tamamen duygusal sebeplerden değil! Siparişi olan Pony i ve uçağın ne zaman kalkacağını sordu. Telefonda bana yine daha önce söylediği gibi sesimin tuhaf geldiğini söyledi. Hasta falan da değildim oysa. Hastalanınca travestiden hallince bir tona kavuşur sesim. Okumaya devam et

Metrobüs Günlükleri (1.Bölüm)

Bodrum’a geleli neredeyse 10 yıl oldu. Bu zamana kadar irili ufaklı iş maceralarından başka ciddi bir iş deneyimim olmadı denebilir. İstanbul’da yaklaşık 9 senelik yoğun iş hayatından sonra Bodrum'daki ilk yıllarımda buradaki yavaş hayata uyum sağlamakta oldukça zorlandım. O yüzden çalışmayı çok istiyordum ancak maalesef çok fazla alternatif yoktu benim için. Evde çevirilerle idare ediyordum. En son Defne doğmadan bir yıl önce devlet okulunda kısa süreli öğretmenlik deneyimi yaşadım ve anne olduktan sonra da çalışmadım. Çalışmaya vakit yoktu ki! Çocuğuma tek başıma bakmak istediğim için eşimin de desteğiyle birlikte tam kapasiteli anne servisi veriyordum. Bu süreç böyle devam etti. Ta ki Defne tam gün kreşe başlayana kadar.
Sevebileceğim bir iş ortamı ararken geçenlerde eski bir iş arkadaşımdan 4 günlük küçük denebilecek ama benim için uzun zamandan sonra büyük sayılabilecek bir iş teklifi geldi. İstanbul'da Kasım ayı sonunda düzenlenecek olan Euroasia Flower Show çiçek fuarına katılacak olan bir İtalyan çiçek üreticisine tercümanlık yapacak birini arıyorlardı. Aynı teklifi bana arkadaşım gecen yıl da yapmıştı ama o zamanlar kızım henüz daha küçük ve kreşe tam gün gitmeye yeni başladığı için teklifini geri çevirmiştim. Bu yıl sanki şartlar daha uygun olabilir gibi geldi. Çocuk artık kendi yiyor, içiyor, tuvalete gidiyor. Babayla da iyi oyun oynuyorlar. Benim gibi anne olan arkadaşıma "Ben hem bir düşüneyim hem de beyle paylaşayım bu konuyu." dedim.
Eşim destekledi, zaten fuarın iki günü hafta içine denk geliyordu. Okuldan sonra evde beraber vakit geçirirlerdi. Hafta sonu da bir çaresine bakılırdı. Asıl merak ettiğim şey Defne'nin bu ayrılığa ne kadar katlanabileceği idi. Doğduğundan beri bir gün olsun ayrılmadık. Havale geçirdikten sonraki son iki yıldır da geceleri dipdibe yatıyoruz. Bir iki gün de değil ki bu ilk ayrılık, 4 gün olunca düşünmeden edemedim karar verirken. Hatta yolculuğu da hesaba katınca 4 günden daha uzun sürecekti Öte yandan da ben yokken dengelerin nasıl değiştiğini görebilmek adına güzel bir deneyim olabilirdi. Defne, annenin hep yanında olmayabileceğini öğrenmeli, koca kişisi de çocuk bakmanın ve ev idaresinin zorluklarını daha iyi anlayabilirdi. Bunları da hesaba katarak arkadaşa bu kez geleceğimi söyledim. Bodrum'daki anne arkadaşlarım da sağ olsunlar “Sen yokken biz de göz kulak oluruz arada.” deyince ben İstanbul’a gitmek üzere yola çıktım.
Aşağıda, yaklaşık bu 5 günlük sürede fuar-ev-fuar arası, işe gitmek için yaklaşık 3 saat süren kıtalar arası yolculuklarımda (Asya kıtasından Avrupa'ya) aldığım notları bulabilirsiniz.
Ilk gun 25 Kasım Çarşamba Bodrum'dan İstanbul’a seyahat
Fuara katılmaya karar verdiğim günden itibaren Defne'yi çıkacağım iş seyahatine hazırlamak için kreşe bırakırken yolda ona küçük tüyolar verdim. Yaklaşık bir hafta içerisinde bir süreliğine İstanbul'a gideceğimi anlattım. Süre kısmını anlatabilmek için de daha önce başka bir veliden gördüğüm yöntemi uygulayarak beyaz bir kağıda uzun ve geniş bir yılan şekli çizdim ve ayrı kalacağımız gün sayısı kadar kutucuklara böldüm. Her sabah uyandığında kahvaltıdan sonra bir kutucuğu boyayacaktı. En son kutucuğu boyadığında da ben eve dönmüş olacaktım. Uçağa bineceğim gün okulda öğretmenlere de yapacağım seyahatten biraz bahsettim. Bu doğduğundan beri ilk ayrılışımız. Duygusallaşabilir ya da agresif olabilirdi. Zaten yengeç duygusallığı var bünyede. Evde ise babaya yapılacaklar listesi hazırladım. Sevdiği yemekleri stokladım. Ve hava alanına doğru çıktım yola.
'90'ların fenomen filmi "Home Alone" (Evde Tek Başına) da 6 çocuklu bir aile yılbaşını kutlamak üzere Paris'e giderken çocuklardan birini evde unutur.
Üzerimde bir hafiflik çocuksuz seyahatin az eşya avantajından dolayı. Ama içimde sürekli sanki bir şeyleri yanıma almayı unutmuşum hissiyatı. “Home Alone” (Evde Tek Başına) filminde çocuklarından birini evde unutan anne karakterinin ailecek Paris’e giderken uçakta hissettiği gibi pis bir his. Böyle sevimsiz bir ruh haliyle neredeyse 5 yıldır ilk kez çocuksuz ve tek başıma uçağa bineceğim. Sevinçten havalara uçmam gerekir di mi? Müzik dinleyebilicem, kitap okuyabilicem, telefonda dilediğim gibi gezinebilicem. Ama yok... Böyle bir tatsızım işte.
Gelgelelim çocuksuz seyahatin uzun zamandır unuttuğum avantajlarına:
-Çocuk yoksa fazla eşyanız da yok. Elinizde ekstra bagaj, su şişesi,oyuncak,puset vs olmadığı için kelebekler kadar hafifsiniz.
- Check-in yaparken sistem her ne kadar otomatik olarak size koltuk numaranızı veriyor deseler de çocuklulara hep kanat üstü ya da en arka sırayı veriyorlar. Sanırım çıkış kapılarına yakın olsun diye. Kanat üstünde uçmaktan nefret ederim. Hem daha gürültülü hem de manzarasız. İlk çocuksuz seyahatimde ilk bonus bu oldu. Ön sıralardan manzaralı bir yolculuk.
-“Çişim geldi,susadım,kitabı bir daha oku, sümüğümü alır mısın? vs..” gibi cümleleri duymamak ilk başlarda tuhaf geliyor ama hoş.
-Ondan saklamak zorunda kalmadan uçakta istediğim gibi abur cubur yiyebildim hohoyt!
-Uçağa binmeden sakin ve dingin bir şekilde kahve içebildim. Hem de sıcaktı!
- Çocuklu insanları inceleme firsatı buldum. Bir nevi kendimi başkasının gözünden seyrettim denebilir. Dışarıdan deli gibi görünüyor hareketlerimiz bilmem haberiniz var mı? Çocukları oyalamak, teskin etmek için yaptığımız hareketler gerçekten dışarıdan bakıldığında çok tuhaf ve komik görünüyor.
Uçaktan iner inmez ilk işim hemen evi aramak için telefonu açmak oldu. Saat akşam 21 civarlarıydı. "Naptı? Beni aradı mı?" sorularını daha sormadan telefonu açtığımda ilk gördüğüm mesaj “Defne okulda düşmüş kaşı yaralanmış.” konulu eşimin mesajıydı. Neyse ki ciddi bir şey olmamış ama son zamanlarda düşmekte bir dünya markası haline gelmişken benim ilk yokluğumda nasıl kaşını incitti şaşırmış durumdayım. (Düşmesi de komik olmuş aslında, okulun bahçesinde elleri ceplerinde yürürken düşmüş yere kapaklanmış garibim.) Aradığımda sesi uykuluydu. Ufak bir telefon konuşması yaptık. "Ne zaman geleceksin, sen neredesin, o ses de ne, senin sesin neden böyle tuhaf" vs." sorularını cevapladıktan sonra uykusunu daha fazla açmamak için kapattım telefonu.
Gece uykum fena kaçtı. Sabahın bir köründe uyanıp yıllardır binmediğim deniz otobüsüne yetişmem gerektiği için iyice gerildim. Uzun süre uyuyamayınca ben de açıp eski bebeklik videolarını seyrettim. Acaba onun bensiz ilk gecesi nasıl geçti? Onu da bir sonraki bölümde anlatayım. "Arkası yarın" tadında olsun 🙂
Mammaturca