MaMMaBODRUM Esra Akkaya

Bodrum’a hoş geldin Esra. Ne kadar oldu Bodrum’a yerleşeli? İstanbul’u bırakıp buraya yerleşme düşüncesi ilk ne zaman ortaya çıktı?

Eskiden Yalıkavak’ta bir yazlığımız vardı. Fakat Yalıkavak’a yapılan marinanın ardından gelen kokoşluğu ve pahalılığı yüzünden “Bodrum’a para yetişmiyor!” diyerek kaçmıştım. Ama bir yandan da kardeşimin eşi daha doğrusu ailesi burada Ortakent’te yaşıyor ve onlara gittiğimde de ayrı bir Bodrum yaşadığımı fark ettim. Kardeşimin eşi Selen “Sen Bodrum’u yaşamadın, Yalıkavak tarafları daha çok tatil yöresi. Sen gel, Ortakent-Bodrum arasını bir tecrübe et.” demesinin ardından ben tatil için Bitez’e geldim. Arkadaşımın evinde 15 gün oğlum Can ile birlikte kaldık ve dedim ki ben yazı Bodrum’da geçirmek istiyorum.

6130w

Ne zaman gelmiştiniz Bitez’e tatile?

Mayıs’ın başıydı. Yazı burada geçirmeye karar verdikten sonra Ortakent’te bir ev tuttum. Can’ın babasından da izin almıştık, o da geldi gitti, birlikte vakit geçirdiler. Buraya gelmeden önce İstanbul bizim için iyice zorlaşmıştı. Kentsel dönüşüm İstanbul’u mahvetti. Anadolu yakasında yaşayanlar olarak biz sakin hayatı yaşamayı çok severiz, yeşil alanlar diğer yerlere oranla daha çoktur, binalar çok yüksek katlı değildir ve huzur vardır. Şimdilerde ise orada bir şantiye alanı içinde kaldık. Giderek Can’ın hayatı için endişe duymaya başladık. Ortakent’te de 3 ay kadar kaldım. Temmuz’da ülkemizde yaşanan tatsız olaylardan sonra eski eşim Harun’a “ Can için Bodrum’da yaşamamız güzel olmaz mı? Verdiğim eğitimler nedeniyle yine bir ayağımız İstanbul’da olur, sen de Bodrum’a gelirsin. Burada bu huzurlu ortamda çocuğumuzu büyütsek nasıl olur?” diye sorduğumda tamam dedi. Bodrum’a yerleşme fikrinin bir başka etkeni de okuldu. Ben Can’ın dışarıda gerçek yaşamda büyümesini çok istiyordum, babası da öyle. Toprakla iç içe olsun, hayvanları böcekleri tanısın gerçek hayatı öğrensin. İstanbul’da hem sezon kısa hem de okullarda şöyle söylemler oluyor “Veliler çocukların dışarı çıkması istemiyor, üşüyorlar, hastalanıyorlar.” vs. Bu anlamda Bodrum’daki velinin kafasını da daha çok sevdim açıkcası. Buraya gelen ya da yerleşenlerin zaten çocuklarının doğayla iç içe büyümesini isteyen insanlar. Buradaki okullar da bu anlayışı benimsemiş okullar. Gelirken Patika ve İmece’yi de araştırmıştım. İkisine de baktım. İkisi de çok hoş alternatif okullar. Ama Patika’ya şimdi hemen küçülüp gidesim var. Orayı görünce dedim budur. Babası da geldi, öğretmenleriyle konuştuk. Can’ın kaydını yaptırdık ve ondan sonra burada yaşamaya karar verdik.

 

Bodrum’a yerleşmeden önce burada hangi bölgede yaşamak istediğinizi nasıl belirledin? Çocuklu hayatın bölge seçiminde etkisi oldu mu? Gelmeden önce Bodrum’u iyi tanıyor muydun?

Ortakent Can’ın okulu için de bir seçimdi. O zaman ev okula 5 dakikalık mesafedeydi. Fakat bulunduğumuz yer bize kış için uygun değildi, Ortakent sahil kısmında kışın güvenliği düşünürsek çok sessiz sakin olacağını tahmin ettim. Evimiz de biz iki kişi için fazla büyüktü. Madem artık Bodrum’da yaşıyoruz burada nerede yaşayabiliriz diye düşünmeye başladım. Bitez ya da Konacık bölgesinde oturabileceğimizi düşündüm. Hem Bodrum’a yakın olsun, ana yola yakın olsun diye düşündüm. Bunlar tatilci olarak buradayken hiç aklımıza gelmeyen şeyler tabii ki.

 

Burada araban var değil mi, araba kullanıyorsun? Bodrum’a yerleşmeyi düşünürken bazen burada ulaşımın kolay olduğunu düşünüp aracını satıp gelenleri biliyorum, sonra çok zorlanıyorlar.

Evet var. Burada arabasız mümkün değil, İstanbul’da olunur da Bodrum’da çocukla arabasız çok zor. İstanbul’dan sonra Bodrum gibi trafiğin akıcı olduğu bir yerde araba kullanmak çok güzel. Ortakent’ten Bodrum’a 15 dakikada ulaşıyordum. Böyle bir mesafeyi İstanbul’da gitmek için 2,5 saati gözden çıkaracaksın. O yüzden Bodrum’a daha yakın olmak, kışın sosyal hayatın içinde olabilmek ve Bitez’de yeni açtığım mekana daha yakın olması nedeniyle bir ay önce Konacık’ta bir siteye taşındık. O da aslında biraz Bodrum kafası, insan kışın da insan görmek istiyor etrafında. Yazlıkçılar gidince sahillerde çok melankolik bir hal oluyor. İçinde kışın da insanların yaşadığı bir sitede olmak isteyerek böyle seçtik Konacık’taki evimizi. Bu evimiz tam istediğimiz gibi. İstanbul’dan buraya gelmek istememizin en önemli nedenlerinden biri aslında sadeleşmek. Bu ev de tam bu ihtiyaçlarımıza göre karşımıza çıktı.

6158w

Biraz bize yeni açtığın Masal Mekan’dan bahseder misin? Bodrum’da böyle bir yer açma fikri nasıl doğdu? “Masal Mekan” derken sanki küçüklere hitap eden bir yer olacakmış gibi çağrışım yapıyor.

Ben aslında oyuncuyum ve uzun zamandır televizyon oyunculuğu yapmak istemedim. Ama yine eğitim vererek, söyleşilere katılarak, konuşarak yapılabilecek diğer ne varsa yaparak devam ediyorum hayatıma. Hep de masal anlatmak istiyorum. Yani bizim işimiz hikaye anlatmak, oyunculuğun çıkış noktası o zaten. İnsanın da. Masal anlatmak aslında sadece çocuklara özel değil, masal bizim tamamen bilinçaltımıza hitap ediyor. İnsan olmanın özünde masalcılık var. Günlük hayatımız masal içinde devam ediyor. Her anlattığımız şey bir masal, çünkü anlar yaşıyoruz, anılar biriktiyoruz. Ve o anları ipe diziyoruz, bir öykü yaratıyoruz. Başka türlü konuşamayız, anlatamayız, hikayelendiremeyiz. Dil de böyle ortaya çıktı zaten. Dolayısıyla hepimiz masalcıyız ve hepimiz masal dinlemeyi seviyoruz. Çünkü bizi başka bir yere götürsün, onun gözüyle seyredeyim, bunu da seviyoruz. Ben seni Hawaii’ye de götürebilirim, Kaf Dağı’nın arkasına da götürebilirim aslında. Uçsuz bucaksız bir alanı var masalın. Bu beni çok heyecanlandırıyor, çünkü hayal kurmaya devam edebilmek çok ihtiyacımız olan bir şey. Çocukken bunu çok iyi beceriyoruz, sonra hayallerimizi blokajlar engelliyor. Yapamazsınlar, iç kritikler vs. O yüzden masalla birlikte içimizdeki çocuğa seslenmek amacım. Yani önce büyüklere masallar, çocuklar zaten dinler, yazar da. Onlarla mutlaka çok da keyifli olacak. Ama ben biraz da büyükleri buraya çekebilmek istiyorum. Hem masalı dinlesinler, hem de masal atölyesine katılsınlar ve kendi hikayelerini nasıl anlatıyorlar fark etsinler. Biz işleri uzmanlarına bıraktığımız için bu yeteneğimizin olmadığını zannediyoruz. Ben şarkıcı mıyım şarkı söyleyeyim, ressam mıyım resim yapayım oyuncu muyum masal anlatayım, bunların hepsini yaparsın. Çünkü insansın. Ve çocukken yapıyordun ya. Ruhunu tatmin etmek için, kendini gerçekleştirebilmek için şarkı söylersin. Ama o kadar çok eleştirildik, ve işi o kadar uzmanlarına bıraktık ki bizim en doğamızda olan bizi mutlu edecek eylemlerimizi yapmaz hale geldik. İşte bu blokajları yeniden nasıl kırarız hem masal atölyesiyle hem de daha önce de yapıyor olduğum şimdi de devam edeceğim bu içimizdeki çocuğa sesleneceğimiz bir yaratıcılık atölyemiz var, özle buluşma. Bu atölyeyi de içine koyacağım bir yer arıyordum. Bu arada çok sevdiğim arkadaşım Melis de tatile geldi bana. Melis de bir tür hikayeci çünkü o da fotoğraf sanatçısı. Yıllardır fotoğraf çekiyor, bir yandan da Reiki ile çok içli dışlı. O da tatile diye gelip buraya yerleşenlerden. Bu arada ben bir mekan buldum ve Melis de görünce tamam dedi ve oturduk hayallerimizi konuştuk. Burada şu eğitimler olsa, şu atölyeler olsa, bir de yesek içsek derken canımızın istediği her şeyi koyduk içine. Pastalar olsun, kekler olsun, tarçınlar vanilyalar koksun, ben masal anlatayım sen fotoğraf çek. Sen Reiki öğret ben özle buluşma semineri vereyim. İnsana güven’den arkadaşımız geldi burada astroloji semineri verdi. İnsana güven de çalıştığım tüm eğitmen ve çalışma arkadaşlarımı çok seviyorum. Hepsi çok seçilmiş insanlar.

İnsana güven nedir?

İnsana güven Metin Hara’nın kurucusu olduğu bir yer. Orada da eğitimler, seminerler ve terapiler yapılıyor. Ben oranın da eğitmeniyim aynı zamanda.

Bir nevi kişisel gelişim atölyeleri mi düzenleniyor?

Kişisel gelişim de diyebilirsin ama bence gelişim kişisel olmaz. Çünkü hiçbir şey kişisel değil aslında, bir bütünüz. O kavram da ayrı bir konu, başka bir zaman detaylı konuşuruz. Kişisel gelişim demek belki insana güveni kısıtlamak da olur belki. Çünkü orada çok evrensel bir iş yapılıyor. Hepsi de bir, için, dışın, hücren hepsi bir işte. Orada Metin’e çok güveniyorum ve orada çok güzel bir kadro kurdu. Ben de zaman zaman o kadrodan destek alıp Bodrum’a birilerini getirmek istiyorum. O çevre sayesinde tanıdığım değerli eğitmenleri Bodrum’la da tanıştırmak istiyorum. Yurt dışından gelecek olanlar da var. Çünkü bu alan yani enerji çalışmaları sapla samanın çok karıştığı bir alan, en çok üstünde durmak istediğim şey bu aslında. Çok çok faydalı çalışmalar var. Bu dallardan bazılarının eğitmenleri çok uzun yıllar eğitim alırken kimi de kısa seminerlerle bu işi yapmaya çalışan, bu işi sömürmeye çalışan bir çok insanla da karşılaşıyoruz. Bu kişiler işi hiç bilmese daha iyi, biraz bilmek çok tehlikeli bir şey. Çünkü bu çalışmaların birçoğu senin ruhun üzerinde yapılan çalışmalar olduğu için bir açık kalp ameliyatı kadar neredeyse önemli. Yani senin bir aile diziminde kendini açıp da ortada kalman demek kalp ameliyatında ortada kalmışsın demek. Çünkü senin ruhunla, zihninle bütün hepsinin paradigmalarıyla oynayan bir sistemin içinde kendini çok ehil ellere bırakman lazım. Benim de hayalimde bu var işte. Bu ehil elleri Bodrum’a getirmek. Bu kişilerle tanıştırmak ve burada da bu çalışmaların en doğru şekilde yankılanarak büyümesini sağlamak. Çünkü bunlar güzel şifa yöntemleri ya da dünyayı güzelleştirecek hakikaten başka bir dünyayı çocuklarımızın dünyasını bir birlik bilincine taşıyabilecek çalışmalar. Yapılması çok güzel ama inşallah ehil eller tarafından gerçekleşecek çalışmalar.

6120w

Oğlun Can Bodrum’ daki hayata kolay uyum sağlayabildi mi?

Allah dağına göre kar veriyor. Ben çok gezgin biriyim, hep öyleydim. Can adapte süresi o kadar kısa bir çocuk ki. Ben de öyleyimdir. Bir yere gideriz üç günde oralı oluruz. Anne-oğul yayılırız, burası bizim evimiz şurası da bahçemiz derken yerleşiriz, yıllardır orada yaşıyor gibi de yaşarız. Böyle bir özelliğimiz var. Dünyanın neresi olursa olsun. Zaten Can’la bizim buluşma yerimiz Etiyopya. Ben Etiyopya da bir ay kaldım, bir ay içerisinde orayı böyle Etiyopyalı gibi keşfettim, nerede ne yenir ne içilir kavradım. Can’da o zaman daha 2 aylıktı. Türkiye’ye geldi, Türk vatandaşı oldu. Bodrum’ a geldi, Bodrumlu oldu. Ev değiştirdiğimizde, eski evimiz yeni evimiz diye bahseder ve biz kolay uyum sağlarız. Tabii gittiğimiz yeri seviyorsak ve enerjimiz tutuyorsa kolay adapte oluyoruz. Ama ben mesela bir yerde bir inşaat gürültüsü varsa ortalık toz dumansa, bir çirkin enerji yayılıyorsa hemen giderim oradan. Can da enerjisi güzel olmayan yerde durmaz. Bodrum her çocuğun doğasına uygun bir yer. Özgürce oynayacağı, temiz hava alacağı bir yer. “Elma ağaçtan yere düştü, alabilir miyim anne?” ne kadar güzel bir soru. Solucan, böcek, çiçekler tam çocuk ruhuna hitap eden şeyler.

 

Büyük şehirlerde yaşayan apartman çocuklarından farklı olarak teknolojik uyaranlardan olabildiğince uzakta yaşamaları ne güzel değil mi?

Ben aslında teknolojinin de çok karşısında değilim. Teknoloji problem değil aslında sorun görgüsüzlükten. Teknolojinin de bir görgüsü var, yapılaşmanın da bir görgüsü var. Her şey ölçülü yapıldığında hayatımızda yenilenmenin bir yeri var. Öbür türlü sürekli bir nostaljinin içinde yaşamak da hem üzücü, hem de ilerlemeyi engelleyen bir durum. Gelecek tasarlansın, ne güzel. Ama biraz görgüyle, estetikle, sanatla tasarlansa, doğayı reddetmeden tasarlansa. Bodrum hala o özelliğini koruyor. O yüzden hangi çocuk olursa olsun Bodrum’a uyum sağlar. Can çok aileci bir çocuk. Babasına da çok düşkün, neyse ki arayı pek uzatmadık. O geldi, biz gittik İstanbul’a. Bodrum’da okula gidiyor ama İstanbul’da babayla tamamen bir tatil halindeler. Onun da keyfini çıkarıyor. Şimdi anneannesi burada, daha önce babaanesiyle amcası buradaydı. Aile dengesini böyle koruduğumuzda her şey yolunda gidiyor. Arada özlem duyuyor, onun dışında Bodrum’daki hayatıyla ilgili hiçbir problemi yok.

img_5626

Biraz da “anne” Esra’dan bahsedelim mi? Kendini nasıl bir anne olarak tanımlarsın? Anne olmak seni değiştirdi mi?

Başıma gelen en güzel şey tabii ki annelik. Anne olmak beni değiştirdi, her şeyden önce tamamladı. Sanki eksik bir parçamla buluşmuşum gibi oldu aslında. Çok hazırdım, çok istiyordum, hakikaten Can’ı arıyordum. Ve onu buldum. Bu arama ve bulma hikayesi. Hem o yol, aramanın kendisi beni dönüştürdü, hem de buldum ve geri döndüğümde artık tam kahramanın yolculuğu gibi oldu işte. Bir dönüşüm tamamlanmış oldu. Şimdi anne gözüyle tekrardan çocuk olabiliyorum. Aslında işimiz bu. Onlar büyürken sadece şahitlik ediyorsun. Ona güvenli ortamı abartmadan sağlamaya çalışıyorsun. Yemesi, içmesi dışında onun büyümesine şahitlik ediyorsun. O ilk defa bir çiçeği gördüğünde sen de sanki ilk kez görmüşsün gibi heyecanlanıyorsun. Tüm o ilk heyecanları sana tekrardan yaşatan bir süreç annelik. Ve onun gerçek hayatla olan bu tutkusunu bozmamak için nasıl bir anne olabilirim sorusuyla hep ilgiliyim. Ve o yüzden velilerle çalışmayı da seviyorum. Hem kendimi geliştiriyorum hem bulduklarımı paylaşmayı seviyorum. Bence aslında biz onlara şahitlik ediyoruz sadece. Bırakacağız, onlar dünyayla bir olabilecekler ve kendileri büyüyecekler. Eğitmek, öğretmek bunların biraz abartıldığını düşünüyorum günümüzde. Zaten tuvaletini yapmayı, çatal tutmayı iki gün sonra öğrenir. Sen o çocuğa bir imkan sunarsan o öğrenir, hatta senden daha hızlı öğrenir. Araştırmaları da var. O yüzden bizim temel işimiz eğitmek, öğretmek değil. Orada bazen yanlış anlaşılma olabiliyor. Orada kendimizi tatmin edeceğimiz bir alan da var, “Ben öğrettim.”, “Ben korudum.” Senin işin bu, tabii ki yapacaksın ama o kadar da değil. Alan tanı, izin ver ve kendi yapsın. Hayatı keşfetsin ve en önemlisi ona bildiklerini unutturma. Ebeveynlikle ilgili benim kendime her gün hatırlattığım şey şu çocuğa bildiklerini unutturma. Merakını kaybettirme. Çünkü o şu an her şeye o merakla bakıyor. O merakla yeniden yeniden tanıyor ve yaratıyor. Ben o süreci onunla yaşarken hatırlıyorum ve beni çok geliştiriyor. Ama ben hatırlarken ona unutturmamak çok önemli bir şey.

 

Kendi annende eleştirdiğin yönleri sen Can’a yaparken kendini buluyor musun?

Önce yapmadığım şeyleri söyleyeyim. Benim annem biraz hırslı bir anneydi. Özellikle bende, kardeşlerim Sarp ve Kaya’da öyle değildi. Günün sonunda üçümüzde aynı okuldan oyuncu olarak çıktık. Ama ben 99 getirirdim annem ağlardı. Öbür taraftan “Kaya’nın bu sene iki kırığı çıktı sadece oh şükür.” derdi. O başarı, yetememe ve onay alama hissinin bir çocukta yarattıklarının etkisini biliyorum. O yüzden yapmamak istediğim tek şey Can’ın başarısını ölçmemek, rekabet asla ettirmemek. Rekabetten ve kendi içimdeki başarı kıstasından onu korumak. Ve özgürleşmesine alan tanımak. Büyüklerimizin dilindedir “Üşürsün, düşersin.” vs. Olacak olan oluyor, ben bunları sık söylememeye çalışıyorum. Biraz düşmesine kalkmasına, üşümesine, soğuk su içmesine kendi kararıyla yemesi, kendi kararıyla giyinmesine alan tanımaya çalışıyorum. Bu biraz da zamanla dönüşülen bir şey. Ama annemle aynı tonlamalar çıkıyor bazen ağzımdan; “Terliklerini giy çocuğum!” O ses tonunu biliyorum tabii 🙂

Esra ve arkadaşı Melis

Esra ve arkadaşı Melis Bitez’de yeni açılan Masal Mekan’da

Bodrum’da en çok neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz? Sevdiğiniz mekanlar var mı?

Oğlumla Bodrum’un her yerini çok seviyoruz. Bodrum aslında çok büyük bir yer değil ama bir yandan da gezebileceğin çok farklı köşeleri de var. Geldiğimizde yazdı ve genellikle sahillerdeydik. Bu ilk kışımız olacak. Ortakent sahilinde akşamları yürümeyi çok seviyorduk. Bitez dondurmacısına uğramadan geçmedik. Bazen de Bodrum’a inip oradaki çocuk parkında oynayıp marinada gezmeyi seviyoruz. Baa Bahçe’de çok rahat ediyoruz. Hem arkadaşımızın mekanı hem çocukla rahat edebiliyorsun. Evimizde vakit geçirmeyi çok seviyoruz. Ve şimdilerde yeni mekanımız Masal Mekan’da güzel zaman geçiriyoruz.

 

Bodrum’a yeni taşınan annelere ya da anne adaylarına burada çocuk büyütmekle ilgili neler tavsiye etmek istersin?

Öncelikle “Bodrum’un anneleri” diye bir grup var facebookta ona üye olsunlar ve blogunu (www.mammaturca.com) takip etsinler. (Gülüşmeler 🙂 ) Gerçekten öyle, ben Bodrum’a gelmeden önce burayla ilgili birçok şeyi senin bloğundan okumuştum. İnternetten doğru kaynak bulup okumak gerçekten önemli. Bloggerlığın bu tarafı güzel. Eğer iyisini bulup takip edersen sana oradaki hayatın gerçeğini içindeymişsin gibi anlatıyor. Bence gerçekten doğru annelerden doğru yazıları okumak önemli. Bir de sadece çocuk odaklı değil, kendi hayallerini de kapıp Bodrum’a öyle gelsinler. Biz de yetişkinler olarak hayallerimizi yeniden canlandırmak için de Bodrum çok doğru bir adres. Buranın enerjisi çok yüksek. Kendini iyi bir enerjide tutarsan seni dağıtacak kopartacak hiçbir şey yok burada. Hayallerini çocuğunu kap gel 🙂

Röportaj: Elif Karaöz  

 

(Visited 1.871 times, 1 visits today)